3 Temmuz 2009 Cuma

Demek böyle oluyormuş

İnsanların nasıl ev kızı olduğunu anladım ben. Boşluktanmış hep. Yapacak iş yok, napsınlar? Hele bir de lise terk filansa tabi şahane yemekler, temizlikler yapıcak. Şimdi bu yaz tatili geldi, beni de ispanyolca, diziler, kitaplar ve internet bir yere kadar oyaladı. Kendimi ev toplamaya, temizlemeye, gündüzleri yemek, akşamları türk kahvesi yapmaya verdim. Bugün de artık kendimi aşarak bir tencere yaprak sardım. Böyle ince uzun kalem gibi sardım bi' de ayıptır söylemesi. Yetenek böyle böyle gelişiyormuş.
(Çok güzel yemek yaparım. Selam ederim :P)

O değil de bulutlardan şekil çıkarmaca.
Tarafımdan bugün çekildi. Taze taze.

30 Haziran 2009 Salı

Hayat dersi no:1

Özür dilemeyi bilmeyen insanlardan uzak durmalı.

29 Haziran 2009 Pazartesi

Yarasa kol moda mı? Değilse de olacak mı?

Haftasonu anneannemde geçti sayılır. Bir anneanne klasiği olarak yine anneannenin uçsuz bucaksız, bir sonu olmadığından gerçekten şüphelenmeye başladığım sandığı talan edildi. Bir adet yarasa kol anneanne örgüsü kazakla iki adet cekete el kondu. Anneye zamanında sıfır beden olduğu için kızıldı. Annenin eski eteklerini denemeye cesaret bile edilemedi. Kendisinin evlendiğinde 42(yazıya kırk iki) kilo olduğu şaşkınlıkla hatırlandı.

Haftasonun bir kısmı ise bizim evi talan ederek geçirildi. Ben zaten bavulumu yerleştirirken dolabımdan birkaç poşet bir şeyler çıkarmıştım. Annem onları tek tek elden geçirdi. Annemlerin dolabına bakıldı, hayallerimdeki kadar sadeleştirme yapamasam da birhayli gelişme kaydettik. Ama dün en çok duyduğum cümlelerden birkaç tanesini paylamak istiyorum.

"Onu atmam o el emeğim."
"Onu ben söker bir daha örerim dursun."
"Onu giyiyorum ben, yani giyerim, giyicem yarın bak."
"Kızım o atılır mı anısı var onun!"

Bir de benim en çok kurduğum cümleler:
"Şimdi anne bunu en son ne zaman giydin?"
"Bak anne mantığımız şu, bir şeyi 2 yıldan fazla zaman giymemişsek, ihtiyacı olan biriyle paylaşıyoruz."
"Anne bu bi daha moda olmaz artık, olursa da alırız!"

Gardropta durum boyle. Ama ayakkabılıkta devrim yaptık diyebilirim. Ben bile zamanında bayıla bayıla giydiğim dünyanın en rahat ikinci spor ayakkabısına (en azından ben öyle hatırlıyorum) veda ettim. Annem de spor yapmadığını kabul edip yıllardır sakladığı 34 numara spor ayakkabılarla vedalaştı. Artık istese de yapamayacak, o kadar küçük numara spor ayakkabının ancak yere basınca ışık yanıp sönen versiyonunu bulabilir bundan sonra.

Ayırdıklarımızın bir kısmı atıldı, bir kısmı belediyeye, bir kısmı da kardeşimin kitaplarıyla birlikte çocuk yetiştirme yurduna bağışlandı bugün. Baya hafifledik ama daha düzenlenecek çok yer var. Annemlerin odasında baya eğleneceğimi tahmin ediyorum. Heyecanla beklemekteyim.

Spoiler------Odada gırgır var. ihih.

25 Haziran 2009 Perşembe

Eşşek kadar oldum

Dün itibariyle dünya üzerindeki 19uncu yılıma veda ettim ve 20den bir gün aldım. Daha önce de bahsetmiştim 2 ile başlayan yaş fobimden. Bir de Dilan'ın 17 yaşındaki kardeşi "Iyy iğreenç 20 mi? 2lilere geçtiniz artık iğğreeenç" diyince tekrar farkettim yaşlanışımı.

Peki 19. yaş ne demek?

Orhan ve 4. sınıftaki sınıf arkadaşlarının yazılarından oluşan kitaptaki konulardan biri de "18. yaşınızı/doğumgününüzü yazın"mış sanırım. Bir 4. snınıfa giden çocukların 18. yaş hayallerine baktım, bir de kendi 18. yaşıma baktım:

-Bi' kere hepsi ehliyet konusuna değinmiş. Eh, ben de bu konuda geç de olsa bir adım attım sonuçta.
-Herkeste bir Tatilya sevdası. 18 yaşında bile Konuşan Ağaç'tan masal dinlemek isteyenler.. Ben de hala popomun sığabildiği salıncak hayaliyle yaşıyorum.
-Biri kendi kazandığı parayla jeep alıyormuş 18 yaşında. Oldu canım.
-Erkekler hep babasının mesleğini devam ettirmek istiyor. Ben yeryüzünde babamın mesleğini devam ettirebilecek son insanım heralde.
-Birinin 18 yaşında dair tek amacı Öss'ye girip bilgisayar mühendisliğini kazanmakmış. Kazanma kısmını halletim, okuyorum, bakalım.
-Biri evlenip bir adet çocuk yapıp onu Avrupa'ya okumaya göndermek istemiş. Evlen benimle?
-Biri askerde teröristleri öldürmek istemiş. Hamam böceği öldüremiyorum ben daha.
-"Ertesi gün ehliyet sınavına gittim. Anneme söyledim. Annem de babama söylemiş" demiş biri. İşler hep böyle işliyor tabi, haklı. Ben de hala anneme söylüyorum, annem de babama söylüyor.

O yaşlarda benim 18. yaş hayalim neydi acaba.. Mesleği hatırlamam mümkün değil zira gömlek değiştirir gibi değiştiriyordum meslek hayalimi. Çocukluğum hastanede geçtiği için çocuk doktorluğu veya hemşireliğin bu meslekler arasında olduğunu hatırlıyorum. Hemşirelik sırf keplerini beğendiğim içindi hatta. Bi' ara gazeteci olmak istedim. Öğretmen olmak istediğim zamanları da hatırlıyorum. Mimarlığa taktığım dönemler de oldu. Ama hiç bu kitaptaki çocuklar gibi müteahhit, biyoenerjici filan olmak ya da tekstil işi kurmak gibi hayallerim olmadı.

Peki nooldum? Ekonomi okuyorum. Aklıma gelir miydi? Gelmezdi. Yine de küçükken şimdiki halimi görsem hayal kırıklığına uğramazdım sanırım. Yakında ehliyet alacağım. Üniversiteye gidiyorum. Amerika'da filan okuyacağım. Dizileri filmleri alyazısız izliyorum. İspanyolcaya da başladım. Ohoo 10 yaşındaki halim kesin çok havalı(!) olduğumu düşünürdü.

Çok havalıyım küçük halim. Valla bak.

Not: 20den gün aldım ama hala 18mişim havası yaratıyorum farkettiyseniz. Çaktırmayın, yaşımı küçültme zamanlarım gelmiş demek..

18 Haziran 2009 Perşembe

Oldu canım

En son 5 sene önce oturmuştum o koltuğa. Çektiğim acıları bir ben bilirim. Kasap adam, 3 dişimi acımasızca oyduktan sonra pişkin pişkin "6 ay sonra bir daha gel, diğer 3 dişini de dolduralım" demişti. "Oldu canım" dedim. Dedigim gibi, o gun o koltuğa son oturuşumdu.

Ta ki o gün Bora'nın annesiyle tanışana kadar. Her şey çok münasipti. Bi' kere annemin arkadaşıydı, nazımı çekerdi, hiç kasap gibi de görünmuyordu, üstelik 5 yıl geçmiş, teknoloji ilerlemişti. Ben de eşşek kadar kız olmuştum. Acıyınca söyleyebiliyordum artık. Annem konuyu açınca hayır diyemedim. Vakit gelmişti.

Sonuç olarak seksen kere durdurdum kadını, yok "Bu alet çalışmıyor bi' işe yaradığı yok" demeler, yok pamuk koyunca kusmaya yeltenmeler falan.. En sonunda ilk dolgu tecrübesinde 3 dolgu yaptırmasına rağmen Kasap'ın "Kızın da çok dayanıklıymış" dediği ben, melek gibi kadının 1 dolguyla "Senin bu kızla işin zor valla" dediği insan oldum. Olsun varsın. Gözümden yaş gelmedi en azından.

Bir de dünyanın en tükürüklü insanıymışım ben, bunu farkettim(k).

Ve tabiki bir dişçi klasiği olarak, maceram "O iki dişine de iyi bak, olmazsa 6 ay sonra bir daha gelirsin, bi' bakarız" cümlesiyle son buldu.

"Oldu canım" dedim ben de. İçimden.

16 Haziran 2009 Salı

Liseli vardi ya ah o liseli


Bugun ehliyetten istedikleri belgeleri tamamlamak adina liseme gitmek durumunda kaldim. Kendisinden kurtulup zillerimle birlikte oynamaya basladigimdan beri, ki en son diploma almak icin gitmistim sanirim, bir daha ugrayacagimi sanmiyordum.

Havva Hoca niyeyse ziyarete geldim sandi. Amacimi acikca belirttigim halde istedigim dandik belgeyi vermek icin beni BIR SAAT beklettikten sonra "Sen Nurettin Abi'ne git, o daha iyi bilir" diyen Havva Hoca'yi, adinin duymanin bile tuylerimi diken diken etmeye yettigi Demir Hoca'yi, turlu komplolar kurmak suretiyle lise ogrencileriyle asik atan psikopat hadememizi, tek basina yurumenin turlu laflara ve kornalara yol acitigi okul yolunu, devasa periyodik cetveli.. Kisacasi liseye dair hicbir seyi ozlememisim..

Nurettin Abi: Ogrenci numaran kacti senin?
Ben: Iıı.. Guzel soru.. Hatirlayamadim..
N.A.: Ne cabuk unuttun ben ilkokul numarami bile hatirliyorum bu yasimda.
B: Valla ben de ilkokul numarami hatirliyorum ama liseyi hatirlayamiyorum.. Malum beyin kotu anilari cabuk siliyor..

Okurken de nefret ediyordum, simdi de ediyorum. Birkac istisna disinda(simdi saydim, bir elin parmagini gecmedi) ne adam gibi arkadas edindim oradan, ne de dise dokunur birseyler ogrendim. Hep soylemisimdir, fen lisesinde ogrendigim en faydali sey, kalem cevirmekti. Bir de onca iskencenin ustune ortak alan tercihi yaptim ya, resmen yaniyorum o 4 yila.

13 Haziran 2009 Cumartesi

Askercilik

Bugun bir kahve fali ugruna, biraz da annemin gonlu olsun diye donemin son 'parali gun'une gittim. Tabi dedikodular, lezzetli pastalar, borekler, kahveler, fallar, caylar, limonatalar guzeldi ama bir yere kadar idare ettim. Bir sure sonra 7 yasindaki erkek cocukariyla birlikte askercilik oynarken buldum kendimi. Bebek olayini da o kadar ozlemisim ki 2 yasindaki Mete beni opsun diye atmadigim takla kalmadi. Gunun sonunda hem cocuklar beni "Simdi biz asker olalim sen de dusman, tamam mi?" diyecek kadar sevmisti, hem de Mete'den opucugumu almistim. Falimi da baktirdim* oh.

Demem odur ki, daha bu sabah konustuk annemlerle yaslanisimi. Farkettim ki bu ayin 24unde 19 yasina girmeyecegim. 19 yili bitirip 20. yasimdan gun alcagim. 20. Evet, kendisi 2 ile basliyor. 2 ile baslayan yastan gun almak evet. 2 ile baslayan yaslara giriyorum, hala ilkokula baslamamis cocuklarla askercilik oynuyorum. 2 ile baslayan yaslardan sonra evin kizi Neslihan gibi "Evde kaldim, karsida bi subay var ama annem hic arastirmiyo keh keh keh" esprileri yapicam diye cok korkuyorum. Ben hep Bora ile askercilik oynamak istiyorum. Popom da salincaga hep sigsin istiyorum. Hazir degilim ben 20li yaslara. Daha degil.

*Fatma Teyze de sahane fal bakiyor yalniz. Istanbul'daki falcilar halt etmis, herseyi bildi vallahi.